anket

Site içeriğinin seviyesi nasıl olmalı?
 

GÜNÜN RESMİ

Lütfen önbellek klasörünü yazılabilir yapın.

2009 DÜNYA ASTRONOMİ YILI (Evren sizi bekliyor) PDF Yazdır E-posta
Yazar Administrator   
Cuma, 26 Eylül 2008 01:19


"Bir hapishanenin demir parmaklıklı pencerelerinden iki tutuklu bakıyordu; biri yerdeki çukura, diğeri gökteki yıldızlara.- F. Langeridge"

1609 yılında teleskopun astronomik gözlemlerde kullanılmaya başlanılması sebebiyle 400 üncü yılı olan 2009 yılı Dünya Astronomi Birliğinin teklifiyle BM Unesco tarafından "Dünya Astronomi Yılı" ilan edilmiş ve "Evren sizi bekliyor" sloganıyla anlamlı bir anons yapılmıştır.

Güneşimizin Komşuları
Galileo (1564-1642), bilimsel düşüncenin kusursuz nesnellik eksende gelişmesine çok önemli katkıda bulunmuş matematikçi, astronom ve fizikçi bilim adamı idi (Bilindiği gibi dünyayı referans alan doğmatik damgalanma onun sayesinde kırılmıştır ve bu olay, tüm yeni tezlerin adeta örnek aldığı ve savunma argümanı olarak kullandığı bir idol ya da metafor haline gelmiştir). Galileo, mercek gruplanmalarının dürbün özelliğini duyunca hemen bir teleskop imal etti ve ilk astronomik gözlemleri yaptı. Güneş lekeleri ve Jüpiter'in uyduları ilk tespitleriydi. Geleneksel ve doğmatik eğilimli dönemin paradigması, mükemmellik ile güç atfettiği ve astrolojik yorumlarla ruhsal yapımıza etkin olduğunu varsaydığı gökcisimlerinin lekeli olması karşısında gerilim yüklendi. Astronomi bulguları, paradigmayı revize etmeye başladı. Hristiyanlık kurmayları, uzun süre bilmeyi inanca tehdit olarak algılamıştır. Bilimin somut yararları nedeniyle yükselmesi ve benimsenmesi karşısında, son yıllarda uzlaşma yaklaşımları artmıştır. Yeni Papa, ufo ve uzaylılar konusunda "bu olasılığı reddetmenin ilahi gücü hafifsemek anlamına geleceği" söylemiyle, 2009 Astronomi Yılı öncesinde pozisyon almıştır.

Dünya denilen gezegen üzerinde oluşmuş bir organizmanın, algı alanını evren ölçeğinde genişletmesi, tıpkı bir virüsün, örneğin karaciğer dokusundan içinde bulunduğu bedenin dışına, kente, dünyaya… bakabilmesi anlamında müthiş etkileyici bir gelişmedir. Son yüzyılda mikro ve makrokozmos ölçeklerinde elde edilen bilgiler, düşünsel referanslarımızı genişletmiş, felsefi vizyona, resmin bütününü görmek anlamında "armağan" olarak nitelenebilecek kadar katkı sağlamıştır. Kuşkusuz yerel bakış kısıtlamaları, değerlendirmelerimizi ve düşünsel sentezlemelerimizi de kısıtlıyor.

Deniz karşımızda; bir bankta otururken bazen bir balığın suyun dışına sıçradığını görürüz. O balık, kısa bir süre için doğal yaşam ortamının dışında bulunur ve acaba değişik bir dünyanın farkına varır mı? Balıkların zihinsel etkinlikleri bunun için yetersiz kalabilir; fakat yunuslarınki daha gelişkin olabilir, en azından merak dürtüsüne sahip oldukları yönünde bazı algılamalarımız var. Acaba yunuslar, denizin üstüne, havaya sıçradıklarında gördükleri farklı dünyaya/ortama ilişkin algılarını beyinlerinde işleyip, bazı çıkarımlar yapıyor olabilirler mi?

Bunu bilemeyiz; fakat insanlar için böyle bir olanak var ve bazılarımız bu olanağı ve potansiyel açılımlarını sezip bu alanda ilerleyebiliyor; vizyonunu genişletebiliyor. Astronominin alanına giren olgu ve olaylara ilişkin bilgiler, evrendeki yerimizi idrak etmemize katkıda bulunmaktadır. Evrendeki ve hayattaki yerini bilmek, insana hayatını yönetebilme konusunda yetkinlik ve hareket kabiliyeti sağlar. Bazı ülkelerde planetaryum gösterileri, eğitim protokollerinde yer almaktadır. Ay yüzeyini, kraterleri, yükseltileri, deniz olarak adlandırılan düzlükleri, gece ile gündüzün ayrım hattını, Ülker takım yıldızını, Andromeda galaksisini teleskop ile canlı olarak görmek bile ufuk açıcı, heyecan verici harika yaşam deneylerinden biridir.

Ne mutlu biz dünyalılara ki, atmosferimiz yıldızları görmemize olanak veriyor. Ya daha yoğun veya toz yüklü olsaydı, o zaman güneş ve ay dışında pek bir şey göremeyebilirdik. O zaman denizlerdeki balıklardan farkımız olmayacaktı. Gerçi insanlık olarak bu şansımızı bin yıl gibi süredir kullanıyoruz. Bireysel olarak çoğunluğun değerlendirdiğini ise söyleyemeyiz. Çünkü hayat zorunlulukları ve uyum şekerleri uğraşılarımız bizi bundan alıkoyabiliyor.

Hayatı farklı bir kulvardan değerlendirmeyi ihmal edenler olduğu gibi, bir de dünyaya uzaydan bakmanın harikalığını deneyimlemek isteyenler de olabiliyor (uzay turisti, bunun için 20 milyon dolar ödemişti). Yörüngedeki bir uydudan okyanusları, kıtaları, gece-gündüz geçişini görme deneyimi elbette müthiş heyecan verici olmalı.

Nasa, Voyager 1 aracıyla 1990 da güneş sisteminin sınırından dünyanın görünüşünü fotoğraflamıştı: Kapkara bir zemin içinde "Soluk mavi bir nokta".

Carl Sagan bu resmi şöyle yorumlamış: "Uzayın derinliğinden bu resmi çekmeyi başardık; eğer dikkatlice bakarsanız bir nokta görürsünüz. O noktaya tekrar bakın. İşte o nokta burasıdır; evimizdir. O nokta biziz. Sevdiğiniz herkes, tüm tanıdıklarınız, adını duyduklarınız, gelmiş geçmiş tüm insanlar hayatlarını o noktanın üzerinde geçirdiler. Türümüzün tarihindeki tüm sevinçlerimiz ve acılarımız, kendinden emin bin çeşit inancımız, ideolojimiz ve iktisadi öğretilerimiz, her avcı ve yağmacı, her kahraman ve her korkak, uygarlığımızın mimarları ve tahripçileri, her çocuk, her mucit ve her kâşif, ahlak değerlerini öğreten her öğretmen, yozlaşmış her politikacı, her bir "yıldız", her bir "yüce önder", her aziz ve her günahkârın tamamı, işte orada yaşadı. Bir güneş ışınında asılı duran o toz zerreciğinde.

Dünya, dev bir evrensel arenada yer alan çok küçük bir sahnedir. Bütün o komutan ve imparatorların akıttıkları kan göllerini düşünün; şan ve şeref içerisinde, bu noktanın küçük bir parçasında kısa bir an için efendi olabildiler. Bu noktanın bir köşesinde yaşayanların, başka bir köşesinde yaşayan ve kendilerinden zar zor ayırt edilebilen diğerleri üzerinde uyguladıkları zulmü düşünün; anlaşmazlıkları ne kadar sık, birbirlerini öldürmeye ne kadar istekliler, nefretleri ne kadar yoğun.

Bu soluk mavi ışık noktası, bütün o kasılmalarımıza, kendi kendimize atfettiğimiz öneme ve evrende öncelikli bir konuma sahip olduğumuz yolundaki yanlış inancımıza meydan okuyor. Gezegenimiz, çevremizi saran o büyük evrensel karanlığın içerisinde yalnız başına duran bir toz zerreciğidir. İçinde yaşadığımız bilinmezlik ve bütün bu enginliğin içerisinde, başka bir yerden yardım gelip bizi bizden kurtaracağına dair hiçbir ipucu yoktur.

Gökbiliminin alçakgönüllü ve kişiliği geliştiren bir deneyim olduğu söyleniyor. Bana kalırsa, insan kibirinin ve zulmünün akıl dışılığını, dünyamızın uzaktan çekilmiş bu görüntüsünden daha iyi gösterebilecek bir şey yoktur. Bu görüntü, bildiğimiz tek evimiz olan bu soluk mavi noktayı birbirimizle daha içten paylaşmamız ve koruyup şefkat göstermemiz gerektiği konusundaki sorumluluğumuzun altını çiziyor. -Carl Sagan, Pale Blue Dot 1994 (www.bulutsu.org/smn.php)"

Özgen Ersan

Cuma, 26 Eylül 2008 09:53 tarihinde güncellendi
 

Son Haberler